YÜZYILLIK AŞK SONA MI ERİYOR?   

0
1333
(Nurettin Bay is a senior Turkish journalist and also Director General of KONTV – Turkey)

By Nurettin Bay : –

Türk milletinin batıya ilgisi, Birinci Dünya Savaşından sonra oluşmadı. Osmanlı Devletinde batı medeniyetine ilgi 19. asrın ortalarından itibaren başladı. Osmanlının son 50 yılında batıdan kopyalanan birçok reform gerçekleştirildi. Ancak o büyük savaş, dünyanın tamamını yeni bir sisteme doğru sürüklerken, Osmanlı’nın küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti referanslarını tamamen batıdan aldı.

Siyasi, hukuki, sosyal ve ekonomik devrimlerin tamamında Avrupa örnek alındı. Türkiye’nin Avrupa’yı içselleştirdiği gibi, Avrupa’nın da Türkiye’yi içselleştireceğine inanıldı hep. NATO’da yer alınırken de, Avrupa Birliğine başvurulurken de hep bu hedefe kilitlenildi. Standartları yakalayabilirsek bizim de Avrupalı olabileceğimize inanıldı.  Çağdaş Medeniyet Seviyesi hedefinden bahsedilirken herkesin anladığı şey buydu.

Zaman zaman bazı çevrelerde seslendirilen “Avrupa Birliği bir Hıristiyan topluluğudur” söylemleri toplumun geniş katmanlarında taraftar bulmadı. Ta ki, Doğu Bloğundan kopan devletlerin AB’ye “standartlarına bakılmaksızın” üye edilmesine kadar. Türk toplumu AB kapısından yarım asır bekletilmiş olmanın travmasıyla sarsıldı. Artık toplumun daha büyük bir kısmı AB’nin samimiyetini sorgulamaya başladı. İngiltere başbakanı Cameron ‘un “Türkiye 3 bin yıl geçse dahi AB’ye üye olamaz” söylemi ise bardağı taşıran son damla oldu. Türk Milletinin yüz yıllık rüyası bir kandırmaca mıydı? Artık bundan sonra AB’ye ne kadar güvenilebilirdi?

Evet Türkiye ile batı arasında bir şeylerin yolunda gitmediği kesindi. Ancak nedenini Türk halkı bir türlü anlayamıyor, yüz yıllık rüyasına toz kondurmak istemiyordu. Başta ABD olmak üzere tüm batı ittifakının Suriye politikalarını da anlayamıyordu Türk Milleti. ABD ve AB ülkeleri Türkiye’nin can düşmanı terör örgütü PKK’nin Suriye kolu PYD’ye kucak açmışlar ve Türkiye’yi karşılarına almışlardı. Bu anlaşılabilir bir şey değildi.

Üstelik batı medyasında halkın yarısından fazlasının oylarıyla iktidara gelmiş olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında gerçekleri yansıtmayan yorumlar yapılıyor, bir algı yanılması oluşturulmaya çalışılıyordu. Halk “diktatör Erdoğan” yakıştırmasına bir anlam veremiyor, dünyanın en demokratik İslam Ülkesi olan Türkiye hakkındaki karalamalardan artık büyük rahatsızlık duyuyordu.

Türk toplumunun batı ile ilgili 15 Temmuz öncesi düşünceleri böyleydi. Ancak yine de Batının kendi çocuğu olan Demokrasi konusunda asla taviz vermeyeceğini, tercihini her şartta demokrasiden yana kullanacağını tahmin ediyordu.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, 80 milyonluk Türk milletinin tamamına yakını hiçbir şekilde günümüz Türkiye’sinde bir Darbe Girişimi beklemiyordu. Bu girişim aşırı Gülenistler hariç hiç kimsenin aklından bile geçmiyordu. Bundan dolayı da Darbe Girişimi millette büyük şok etkisi oluşturdu.

Başarısız darbe girişimi sonrasında ABD ve AB’den güçlü bir tepki bekleniyordu. Ancak hiç de öyle olmadı. Bir Avrupa ülkesindeki bombalı saldırıda dünyaya verilen teröre karşı dayanışma görüntüsünün onda biri bile Türkiye için gösterilmedi. Darbeden sonra gelen demokrasiye ve Türk Milletine destek açıklamaları çok cılız kaldı. Türk milleti “ne mi bekliyordu?” diye sorarsanız, mesela ABD ve AB ülkeleri Cumhurbaşkanı, başkan ve başbakanları Darbeye Karşı Direnişin Sembolü olan 15 Temmuz Şehitler Köprüsünü yürüyerek geçip tüm dünyaya kuvvetli bir mesaj verebilirlerdi. Ama yapmadılar. Bir tanesi bile Türkiye’ye gelmedi. Beni ABD ve AB adına korkutan esas sorun ise, batı kamuoyunda “darbe girişiminin kötülenmesi” yerine hala “ama Erdoğan da çok otoriter” gibi söylemlerin öne çıkarılması. Daha doğrusu bu söylemlerin pompalanması. Bizim ülkemizde güzel bir söz var, “tuz da kokarsa…” diye.  Evet demokrasiye birinci derecede sahip çıkması gereken Avrupa’da hala, “ama…” şeklinde konuşuluyorsa maalesef “tuz kokmak üzeredir” denilebilir.

Bu başarısız darbe girişiminin ardından Türkiye birçok dersler aldı. Bu gerçek. Ama ders alması gereken başkaları da var diye düşünüyorum. Eğer batı ittifakı demokrasiyi kendi toplumlarına elzem, diğerlerine lüks görürse o zaman büyük sorun var demektir. İşte o zaman korkarım ki, Türk Milleti’nin batı demokrasisine duyduğu 100 yıllık aşk sona erecektir. Demokrasinin beşiği ülkeler bu meseleyi Türk milletine anlatamadıkları gibi, hiçbir dünya milletine de anlatamazlar.  Bu durumda yapılacak tek şey kalır, maalesef. Demokrasinin ruhuna fatiha okumak. Sanırım Avrupa bunu istemez.

(Nurettin Bay is a senior Turkish journalist and also Director General of KONTV – Turkey)